Prens Adaları

İklim

Adalar İklim - Kar

Adalar genel olarak İstanbul’dan daha yumuşak bir iklime sahiptirler. Yazları, Adalar'ın sıcaklığı gündüz en yüksek 28°C, gece en düşük 20°C arasında değişir. Yazın gökyüzü genellikle açık olsa da Ağustos’un ortalarından itibaren ara sıra yağış görülebilir. Yazın Marmara Denizi’nin sıcaklığı 22°C civarındadır.

Eylül ve ekim Adalar'ın en güzel aylarıdır. Eylül ayının ikinci yarısında ortalama sıcaklık 25°C’ye kadar düşer ve hafif yağış görülür.

Kış aylarında (aralıktan marta kadar), sert kuzey rüzgarları sıcaklığı düşürebilir, ama güneşli kış günleri dışarıda dolaşmak için birebirdir.

Nisan ve mayısta adalar sıcaklığın 18 ve 22°C arasında değiştiği bir yeşillik cennetine dönüşür.

Kalpazankaya, Burgazadası

 

Adalar'ın Doğası

Adaların Doğası

Adalar’ın Bitki Örtüsü

Adalar'da Akdeniz ve Karadeniz iklim özellikleri ve bitki örtüsü bir arada görülür. Bugün Adalar'ın yerleşim yerleri dışındaki bitki örtüsü kızılçam (pinus brutia) ve Akdeniz'e özgü maki topluluklarıdır. Yerleşim yerlerinde ve bahçelerde ise egzotik bitkiler hakimdir. Kızılçamın Adalar'ın doğal bitkisi olup olmadığı tartışmalıdır. 19. yüzyıla ait fotoğraflarda Adalar'ın bazı bölgeleri ağaçsız olmakla birlikte kızılçam koruları da görülür. MÖ. 2. ve 1. yüzyıllarda yaşayan Artemidorus, Büyükada'dan "Pityodes" (Çamlık) diye söz eder.

Makiler

Maki Akdeniz iklim tipinin karakteristik bitki topluluğudur. Değişik isimler altında gruplanır. Örneğin boylu maki ya da bodur maki isimleri alabildiği gibi, egemen tür hangisi ise o isimle de anılabilir.

Egzotik Bitkiler

Adalar’ın tümünde, yerleşim bölgelerindeki bahçe, park ve yol kenarlarında egzotik (yabancıl) bitkiler göze çarpar. Özellikle tarihi villaların ve köşklerin bahçelerinde son derece ilginç türleriyle dikkat çekerler. Adalar’da, Anadolu’nun ve Uzakdoğu’nun mistik havasını temsil eden bitkilerin yanı sıra, Güney Amerika’ya, Japonya’ya özgü birçok bitki görülür.

Adaların Doğası

 

Adalar Üzerine Kısa Kısa

Adalı Olmak

Adali OlmakGONZALO: Bu ada benim elimde olsaydı efendim,
ANTONIO: Üzerinde yabani ot yetiştirirdi.
SEBASTIAN: Veya dikenli çalılar.
GONZALO: Kral olsaydım burada ne yapardım bilir misiniz?
SEBASTIAN: Şarap olmadığı için sarhoşluktan kurtulurdu.
GONZALO: Ülkemde apayrı bir yolda Yürütürdüm her şeyi; alım-satımın hiçbir türlüsüne İzin vermezdim; resmi dairelerin adı bile olmazdı. Okumak diye bir şey bilinmezdi; varlık, yokluk. Adam kullanmak gibi şeyler; sözleşme, miras. Toprak, tarla, bağ tapusu olmazdı; Maden, buğday, şarap, kullanılmazdı; İş diye bir şey bilinmezdi; bütün erkekler Bütün kadınlar aylak, ama tertemiz, suçsuz; Kimse kimsenin efendisi olmazdı.

Shakespeare,
Fırtına

Sükunet

Adalar’da az sayıda kamu taşıtının dışında, motorlu taşıt kullanımı yasak. Burgazada, Heybeliada ve Büyükada'daki tek ulaşım aracı fayton, Kınalıada'da ise yürümek ya da bisiklete binmekten başka seçeneğiniz yok.

Doğa

"Vermekten hiç bıkmayan doğa, başkenti sadece Boğaz'la ve Haliç'le değil küçük takımadalar Adalar'la da çeşitlendirmiştir. Ischia ve Capri Napoli için neyse, Heybeliada, Büyükada ve kardeş adaları Konstantinopolis için daha fazladır.”

Mayıs ve Haziran aylarında Adalar’ın güzelliğini anlatmaya sözcükler yetmez. Tepeler çam ormanlarıyla kaplı ve dolambaçlı kıyılar sessiz ve gölgeli koylarla oyulmuş. Nereye bakarsanız başka bir güzellikle karşılaşıyorsunuz.

Edwin Grosvenor -1895

Adalar'da GünbatımıÇok ötede sahilde deniz, kızıl bir demet gibi alev alevdi. Garip bir önseziyle ayrıntıları tek tek belleğime işlemişim. Bu görünümü yelkenleri uçuk sarı bir kotra süslemişti bir ara. Sonra o kotra alev alev deniz parçasından çıktı, bir mavilikte kayboldu.

Renkler son defa tutuşuyor, güneş son defa yakıyordu. Bahçe içindeki köşkler son ışıklarla parlayarak, daha çok şekerlemeci vitrinlerindeki sahte, göstermelik pastalara benziyordu. Bahçelerin duvarları alçak ve ak kireç badanaydı. Ada’nın tepelere çıkan yokuşlarında mimoza, gülibrişim ağaçları, gürleşmiş hatmiler garip bir hülya sağanağı yaratmıştı. Tümü de o hafif esintiye bırakmıştı sarı, soluk pembe, beyaz ve mor çiçeklerini.”

Selim İleri,
Hayal ve Istırap

Güneş şimdi daha da alçaldı, martılar gaklayıp deli gibi bağırışıyorlar, karabataklar sudan çıkıp yaş kanatlarını deli gibi çırpıyorlar, hız almak için. Az ileride Sivriada’nın kara kayalarına vuran dalgalar dışında deniz hâlâ sakin.

Sivri’ye kürek çekiyoruz ve kayığı çakıl taşlı kıyıya çıkartıyoruz. (...) Küçük koyda, son bir mor ışık kendinden geçercesine dans ediyor. Ardından hava kararıyor. Yassıada’nın deniz feneri çalışmaya başlıyor ve her iki dakikada bir parlak bir ışık saçıyor. Bir yelkenli, yelken açmış, öteden geçiyor.

Başlangıç olarak denizkestanelerini höpürdetiyoruz. Karayan, ateşin çevresindeki taşların üzerine bir teneke koyuyor, balıkları yağ ve sarımsakla ovalıyor, taze rezeneyi karınlarına dolduruyor ve onları kızgın tenekenin üzerine koyuyor. Kuvvetli bir cızırtı duyuluyor.

Joachim Sartorius,
Prens Adaları

Münzevi Hayat, Ulaşılmazlık

Dağ tepesinde tam bir münzevi hayatı yaşadığım için bizim evin müsafireti şehir ziyaretlerine benzemez. Binaenaleyh bazı izahata lüzum görüyorum: Hanenin asıl kapısı garp cihetindedir; fakat keçilerin bile zor çıkacakları sarp bir mevkide olduğu için burası bir zincir ile daima kilitli durur. Şark tarafında bir kümes kapısı açtık, oradan girip çıkıyoruz. Lâkin üzerinde ne halka vardır, ne tokmak... Ne çan, ne çıngırak... Yerden iri bir taş almalı, kefareti budur diye aşındırıncaya kadar tak tak çok kuvvetli vurmalı. Çünkü içeride ilk gümgümlere koşacak kadar hassas kulaklı insan yoktur. Bazı zâirler duyuramadan dönüyorlar; merdümgirizliğim hasebiyle bu iptidai sağır kapının çok faydasını görüyorum.”

Hüseyin Rahmi’nin Refik Ahmet Sevengil’e mektubundan

Gezinti

Adalar'da GezintiBir gün hava sıcaktı, beş yaşındaki kızım Rüya ile adada kalıyorduk, sonra at arabasıyla gezmeye çıktık. Ben arabaya ters oturdum, kızım da benim karşıma. Yüzü gidiş yönünde. Ağaçlı çiçekli bahçeler arasından geçtik, alçak duvarlar, ahşap evler, bostanlar. Araba tıkı- tıkı ilerlerken beş yaşındaki kızımın yüzüne bakıyordum, yüzündeki ifadeye, dünyada ne gördüğüne...

Şeyler, eşyalar, ağaçlar duvarlar, afişler, yazılar, sokaklar, kediler. Asfalt. Sıcak. Sıcak mı sıcak.

Ormandan geçtik, ama orası bile serin değildi. İçinden bir sıcak çıkıyordu sanki. Atlar yokuş dikleştikçe yavaşladılar. Ağustosböceklerini duyuyorduk. Araba iyice yavaşlamış, yol sanki çamlarla daralmıştı ki birden bir manzara gördük. ‘Brrrs’ dedi arabacı, atları durdurdu: ‘Dinlensinler’ dedi.

Durup manzaraya baktık... Yanımız hemen uçurumdu. Aşağıda kayalar, deniz; bir buğunun içinde öteki adalar.

Orhan Pamuk,
Öteki Renkler

Sürgün

Kınalıada Sürgün

IV. Romanus Diyojen (tks 1067-71) 1071’de Malazgirt Savaşı’nda Selçukluların bozgununa uğradıktan sonra görevden alındı. Varisi VII. Mikhail Doucas (1071-8) Romanus’un gözlerini oydurdu ve onu Kınalıada’daki Başkalaşım Manastırı’na sürgüne yolladı. 4 Ağustos 1072’de orada öldü.

Yaşam

11 Ağustos 2005, Perşembe, 06.35
İnce uzun ahşap bir balkondan İstanbul.

25 Haziran, 07.00 suları
Işık mı uyandırdı bu sabah, martıların çılgın koro çalışması mı; çıkaramadım.

19 Temmuz, 07.30
Biri öğle sonrası, öbürü akşam iki yürüyüş, gariptir ve doğaldır, iki adayı, iki adanın doğurduğu iç izlenimleri teraziye yüklememize yol açtı.

3 Eylül, 07.00
Sonunda kaldık, dönüşü bu akşama erteleyerek – iyi ki öyle yapmışız: Azan romatizma ağrım bir yana, nefis bir gün daha geçirmiş olduk adada.

14 Ekim, 07.50
Ada = Isola. Sonunda, adalılara kaldı ada.

Enis Batur,
Ada Defterleri

Müzik

Geç kaldığı bir gecenin sabahında karısı Heybeliada’daki evinden Ahmet Rasim’i uğurlarken, “Sakın geç kalma erken gel, artık tahammül edemiyorum, bu gece gün batmadan gel,” diye rica etmiş. Ahmet Rasim de Ada vapurunda karısının bu sitemini bir şarkı güftesi yapmış ve dostu Tatyos Efendi de şu unutulmaz şarkıyı bestelemiştir:

“Bu akşam gün batarken gel. Sakın geç kalma erken gel. Tahammül kalmadı artık. Sakın geç kalma erken gel”

Şiir

Sahilinden geçecek olsanız Kumkapı’nın
a) leziz bir balık yemeyi düşlersiniz
b) deniz üstünde yürüyüp gitmek istersiniz Adalar’a
c) yaşam ne çabuk geçti diye düşünürsünüz
d) hatırlarsınız beş lira borcunuz olduğunu Agop’a

Zahrad

Günbatımı

Gün BatımıKars’taki çocuk bu şarkıyı kimden duydu; nereden, ne zaman öğrendi, bilmiyorum...

Fakat üzerinden yarım yüzyıl ve bir on yıl daha geçmişken de, evimizin bulunduğu Halit Paşa Caddesi’yle Atatürk Caddesi’nin kesiştiği bir noktada bugün de yerli yerinde duran Birlik Kulübü’nün, geniş, betondan dökülmüş pencere eşiğine oturarak ve batan güneşe karşı ‘Ada Sahillerinde Bekliyorum...’ şarkısını gözlerim yaşararak mırıldandığımı bugünmüş gibi anımsıyorum...

Şarkıda beni duygulandıran şey neydi? Bugün de sevdiğim ezgisi mi? Dokunaklı sözleri mi? O koskocaman ve rengi kırmızıdan pembeye açılarak sönen akşam güneşi mi?

Ataol Behramoğlu,
Benim Prens Adalarım

Anılar

Çok sıcak bir yaz günü, korkunç sıcak bir gündü, evde uyuyamadım. Bahçede tahta kanepeler var, hemen o kanepelerden birine gittim. Bir de gördüm ki başka bir kanepede babam uzanmış, belli ki o da uyuyamamış. ‘Sen misin kız?’ dedi, ‘Gel uzan sen de’. Bir kanepede ben, diğerinde babam. Birlikte yıldızları izledik. Babam yıldızlardan bahsetmeye başladı, onların Farsça adlarını söyledi, yollarını anlattı uzun uzun.”

Ela Güntekin’in Anılarından

Serbestlik

Benim çocukluğumda İstanbul’un zaten nispeten serbest yerlerinden biri olan Büyükada’nın Nizam Caddesi de en şık ve en alafranga semti sayılırdı. Bu yol üstünde, sahiplerinin isimleri o devirde ağızlardan düşmeyen ve gazetelerden eksik olmayan yerli ve yabancı birçok zenginin küçük, büyük bahçeler içinde ve birbirinden daha süslü, daha gösterişli köşkleri sıralanırdı. Öyle ki, bunların önünden geçerken cadde sanki gittikçe hem daha nazlı, hem daha rahat bir kıvama erişirdi."

Abdülhak Şinasi Hisar,
Ali Nizami Bey’in Alafrangalığı ve Şeyhliği

Haz

Mor SalkımNihayet Burgaz’da bir ev tuttuk, gittik. Ev, eski biçim, geniş sofalı, mor salkımlı, bahçesi gül, hanımeli kaplı bir yerdi. Orada hayat benim için tamamen değişti. Adeta Beşiktaş’taki evde yaşıyor gibi olurdum. Dik bir sırtın üstünde idi. Önü denize kadar çamlık, aşağısı kumluk, pencerelerinin önünden mavi denize bakar dururdum.

Oraya hasta gittim, orada yalnız maddi değil manevi muvazenemi de buldum. Hilkatin insanlara tabiat sayesinde verdiği güzellik ve günlük hazlar içerisinde yaşadım. Sabahleyin çocuklar dadıları ile ben de aşçıyı da alarak eşeklere binip tepedeki çamlığa çıkıyor, akşama kadar orada yiyor, içiyor, yaşıyordum.”

Halide Edip Adıvar,
Mor Salkımlı Ev

Prens Adaları

Prens Adaları

Panaromik Prens Adaları

Türkiye’de Adalar olarak bilinen İstanbul Adaları Marmara Denizi'nin Asya kıyısında, Boğaz'ın güney ucunun güney doğusunda yer alan takımadalardır. Adalar, antik Bizans'ın Konstantinopolis'i, Boğaz'ın büyük metropolü İstanbul'un deniz kenarı mahalleleri olagelmişlerdir. Takımadalar dokuz adadan oluşuyor, ancak beşi dışındakiler küçüktür ve üzerlerinde kalıcı yerleşim yoktur. Haliç ve Boğaz girişinde bulunan İstanbul vapur iskelelerine, en yakındaki onbeş, en uzaktaki yirmi altı kilometre uzaklıkta bulunmalarına rağmen, İstanbul'dan gerek görüntü gerekse atmosfer açısından çok daha uzakta gibi görünüyorlar.

Dokuz Ada

Havadan Adalar ve İstanbul

İstanbul’a en yakındaki ada Kınalıada (Proti), sonra Burgazada (Antigoni), Heybeliada (Halki), son olarak da Adalar arasında en büyük ve en kalabalık olan Büyükada (Prinkipo). Vapurlar yaz aylarında Sedefadası'na (Anterovithos) da uğramaktadır. Kaşıkadası'nda (Pide-Pitta) yazın az da olsa ikamet edenler var, ama Tavşanadası (Niandros), Yassıada (Plati) ve Sivriada'da (Oksia) yerleşim yoktur.

 

  

Büyükada (Prinkipo)

Büyükada, Rumca adıyla Prinkipo; Prens Adalarının en büyüğü ve en güzelidir. Birçok insanın ziyaret ederek gezip gördüğü tek ada budur ve en gözde yazlık mekanlardan biridir. 5,4 km2’lik yüzölçümüyle Büyükada, diğer üç ana adanın toplamından daha büyüktür. Aynı zamanda Adalar'ın, nüfus bakımından en yoğun olanıdır da. Yıl boyunca ortalama 6.500 civarında seyreden nüfus, yazları 40.000’e ulaşır.Büyükada

Ada, kuzey uçtan güneye uca yaklaşık 4,3 km., doğudan batıya ise ortalama 1,3 km.’dir. İki yüksek tepesi vardır: kuzeyde 164 m. yüksekliğindeki İsa (Hristos) Tepesi ile güneyde, Rumlarca Hagios Georgios (Aziz Georgios) olarak anılan, 202 m. yüksekliğindeki Yüce Tepe. Yüce Tepe aynı zamanda Ada'nın en yüksek zirvesini oluşturur.

Ada'nın kuzeyinin büyük bölümü yapılarla doludur; güneyin ileri kesimlerine ise sevimli çam koruları ve diğer ağaçlardan oluşan ormanlar, denize dalan vahşi uçurumlar ve kumlu, ıssız sahiller hakimdir.

Heybeliada (Halki)

Heybeliada2,35 km2’lik yüzölçümüyle Heybeliada, ikinci en büyük adadır. Yıl içindeki ortalama nüfus 5,500 civarındayken, bu sayı yazları 30,000 dolaylarına kadar yükselir. Ada'nın Rumca adı olan ve "bakır" anlamına gelen Halki, adada antik dönemlerde işletilen bakır madenlerinden gelir; Aristoteles bu çalışmalardan söz eder. Ada, Türkçe’deki Heybeli adını ise, tepelerinin ve bu tepelerin arasından geçen vadilerinin "heybe"yi andıran şeklinden dolayı almıştır. Ada'nın başlıca tepeleri arasında, daha önce Papaz Dağı (85 m.) olarak bilinen ve adanın kuzeyinden yer alan Ümit Tepesi, merkezde bulunan Değirmen Tepesi (136 m.) ve Köy Tepesi (128 m.) ile güneybatıdaki Baltacıoğlu Tepesi (98 m) yer alır. Kasabanın en önemli bölümü kuzeydoğu sahilidir; ada evleri, Ümit Tepesi, Değirmen Tepesi ve Köy Tepesi ile bunların arasındaki vadilere sıra sıra dağılmış durumdadır.

Burgazada (Antigoni)

BurgazadaBurgazada, 1,5 km2’lik alanı ile takımadalar içerisindeki en büyük üçüncü adadır. Yıl boyunca ortalama 1500 kişi civarında olan nüfus yaz aylarında 15000’e yükselir. İlkçağlarda ada Panormos olarak bilinirken, Bizans döneminde "Antigoni" ismini aldı. Bu ad, Yunanlılar tarafından hala kullanılmaktadır. Yunanca bir kelime olan ve "kule" anlamına gelen "pyrgos", Evliya Çelebi ve 19. yüzyıl öncesinde yaşamış diğer gezginler tarafından bahsedilen ve Ada'nın zirvesinde yer alan bir gözetleme kulesinden gelmektedir. Türkler tarafından kullanılan Burgaz ismi ise "pyrgos"un zamanla şekil değiştirmesiyle oluşmuştur. 1794 senesinde Cosimo Comidas tarafından yapılan gravürde de bu gözetleme kulesi adanın zirvesinde yer alır. Bu gravürde Ada, bir meyve bahçesi ve tepenin yamacında yer alan iki ya da üç ekili araziden ibaret görünmektedir.

Ada'nın tek tepesi olan ve Hristos Tepesi (İsa Tepesi) olarak da bilinen Bayraktepe, Adanın ortasında yer alır ve 170 metre yüksekliğindedir. Köyün merkezi Ada'nın kuzeydoğu kıyısında olup, yerleşim buradan kuzey kıyısının yüksek kesimlerine kadar yayılmaktadır. Sahil yolu denizden yükselen sarp kayalıklarıyla pek de imkan tanımayan güney kıyısı hariç, adanın her yerine ulaşır.

Kınalıada (Proti)

Kınalıada1,356 kilometre kare büyüklüğündeki ada, dört büyük ada içinde en küçüğü. Ada, adını doğusunda denize dik duran kumtaşı uçurumlarının renginden alıyor. Rumlar adaya "Proti" ya da şehre en yakın ada olduğu için "Birinci" diyor. Kınalıada’nın kuzeydoğuda Çınar Tepesi (115 metre), merkezde Teşrifiye Tepesi (110 m.) ve güneyde Manastır Tepesi olmak üzere üç tepesi vardır. Ada nüfusu kışın en fazla 300 kişi civarındayken yazın 15.000’e kadar çıkıyor. Köy Ada'nın kuzey ve doğu kısmında, üç tepenin yamaçlarına eğimli olarak yayılmıştır. Köy merkezi, diğer üç büyük adada da olduğu gibi, kuzeydoğu kıyısında bulunan vapur iskelesidir. Deniz otobüsleri için yapılan yeni iskele ise güneydeki vapur iskelesinin hemen yanındadır.

Sedefadası (Antirovithos)

SedefadasıRumca ismi "Antirovithos" olan Sedefadası, Büyükada’nın merkezinden yaklaşık 1200 metre doğuda yer almaktadır. Sedef, bu bölgedeki beşinci en büyük ada olup; boyutları 680’e 250 m., deniz seviyesine gore en yüksek noktası ise 55 metredir. Ada'nın ismi söylentilere göre sedef taşından ya da burada çokça bulunan bir bitki olan sedefotudan gelmektedir. Ada sakinleri ya da onların misafirleri dışında adayı ziyarete gelenlerin villaların bulunduğu bölgeye girişi yasak olsa da, iskele üzerinde bulunan lokanta ve iskelenin sağ tarafına doğru, kıyı boyunca uzanan çakıllı bir plaj ziyaretçilere açıktır. Ada'nın en güzel yeri selvi ve çam ağaçlarının yanında daha pek çok başka ağaç çeşidi ile bezenmiş doğu kıyısında kalan bölümüdür.

Sivriada (Oxia) ve Yassıada (Plati)

SivriadaSivriada ve Yassıada, takımadalarda bulunan diğer adaların batısında, Boğaziçi girişinin 16 ile 17 km. güneyinde ve Asya kıyılarının 15 km. açığında kalmaktadır. Başlıca adaların herhangi birinden kiralayabileceğiniz deniz motorları aracılığıyla bu adalara ulaşım sağlayabilirsiniz.

Sivriada’nın Rumca adı "Oxia", Yassıada’nınki "Plati"dir. Yassıada’nın yaklaşık iki km. kuzeybatısında kalan Sivriada, bu ikisi arasında en küçük ada olmasına karşın; Yassıada’nın zirvesinin iki katından daha yüksek bir zirveye sahip olması nedeni ile, diğerine oranla göze daha çok çarpmaktadır.

YassıadaTürkçe ve Rumca isimleri de bu farklılıklarını betimleyici özellikte ve her iki durumda da aynı anlama gelmektedir: Sivri-Oxia "sivri uçlu" anlamına gelirken, Yassı-Plati "düz-yassı" anlamına gelmektedir. Yassıada, aynı zamanda "Hayırsızada" olarak da bilinir ve bu isim bir kısım yerli halk tarafından hala kullanılmaktadır.

 

 

Tavşanadası (Neandros)

TavşanadasıRumca ismi "Neandros" olan Tavşanadası Büyükada’nın güney ucundan 2 km. açıkta yer almaktadır. Buradaki iskeleden kiralanabilen deniz motorları aracılığıyla Tavşanadası’na ulaşım sağlanabilir. 10.000 metrekarelik alanıyla burası Kaşıkadası’ndan sonra bölgedeki en küçük adadır. Adanın deniz seviyesinden en yüksek olan noktası ise 40 m.’dir. Adalar içerisinde, İstanbul’a en uzak olanıdır. Ada'nın en güzel bölümü, kayalıklarına adeta bir nöbetçi gibi tünemiş çok sayıda karakabak kuşu ve martısı ile denize dimdik uzanan sarp kayalıklardan oluşan güney kıyısıdır.

 

Vordonos Adası (Vordonosi)

Kınalıada ve Asya kıyısının ortasında Vordonos kayalıkları vardır. Kayalıklar yaklaşık 1000 yıl önce "Vordonos" adlı ve kimi zaman takımadaların bir parçası olarak gösterilen ufacık bir adadan bugüne ulaşan kalıntılardır. Çok küçük olmasına rağmen, bu adada patrik Photius tarafından 9. yy.’ın ikinci yarısında kurulmuş bir Bizans manastırına ev sahipliği yapmıştır. Manastıra ait kalıntılar su altındadır ve Ada'nın diğer tek abidesi olan deniz feneri görülmektedir.

Buradasınız: Anasayfa Neler Görülür Heybeliada - Halki Türkçe Prens Adaları